Kamp Süresi

6 gün

Tarih

23 - 29 Ağustos 2026

Eğitmenler

5 eğitmen

Anlatı Sanatı

23-29 Ağutost 2026
İzmir,Şirince - Arkhe Kampüsü

Genel Bilgi 

Anlatmak, sadece söze ve yazıya dökülen bir kurgu faaliyeti midir, yoksa türümüzün varoluşunu sürdürmek, dünyayı kavramak ve anlamı inşa etmek için geliştirdiği kadim bir "aktarım teknolojisi" mi? 

Dijital çağın anlatı imkanları ve hızlanan akışı içinde, hikaye anlatıcılığının köklerine dönüyor, onu anda gelişen bir esrime hali olarak ele alıyoruz. Arkhe’nin zamanı yavaşlatan atmosferinde; konuşmaktan bile evvel var olan, renklerle, enstrümanlarla, bedenin dili ve sessizliğin boşluğuyla şekillenen bu kadim aktarım biçimini yeniden keşfediyoruz. Teori ve pratiğin buluştuğu bu programda, psikolojiden müziğe, performanstan anlatı kuramlarına kadar disiplinlerarası bir perspektifle anlatıyı çok katmanlı bir dışavurum aracı ve onarım süreci olarak soruşturuyoruz.

Amaç

"İnsan niçin anlatır? Anlatılar nereden doğar?" gibi soruları temel aldığımız bu programda; mitolojinin arketiplerini, psikolojinin derinliğini ve sesin/bedenin ritmini, akademik bir titizlik ve sanatsal bir özgürlükle birleştiriyoruz. 

Amacımız, hikayeyi dışarıdan izlenen bir sonuç değil; üretilen ve paylaşılan, yaşayan bir süreç olarak hep beraber deneyimlemektir. Katılımcıların kendi anlatı dillerini keşfetmeleri için alan açıyor. Ses, beden, metin ve görsel diller arasında özgürce geçiş yaparak, anlatılarını ister bir performans, ister bir kayıt, ister bir enstalasyon olarak somutlaştırmalarına eşlik etmeyi hedefliyoruz.


Hedef Kitle

Bu program hikayelere, mitolojilere ve insanın anlam arayışına merak duyan, hissettiklerini bir aktarım formuna dönüştürme arzusu taşıyan herkese açıktır. Anlatıcılığı bir disiplin olarak incelemek isteyen sanatçılardan, kendi kişisel "anlatı dilini" keşfetmek isteyen akademi içi ve dışındaki her yaştan katılımcıyla buluşmak için heyecan duyuyoruz. Katılımcılardan varsa enstrümanlarını, sanat ve zanaat materyallerini yanında getirmelerini rica ederiz. 

 

Konuşmacılar ve Ders İçerikleri 

  • Cengiz Çakmak

Tanrı Ol Dedi: Kainat Kendini Söz Olup Anlattı 

I. Ders: Başlangıçta Logos Vardı: 
Söze Sese Büründüm Alem Diye Göründüm

İnsan yalnızca düşünen, hesaplayan, bilen değil, anlatan ve anlatısıyla kendini  “kuran bir varlıktır. Peki anlatı nedir? Bir iletişim aracı olarak mı ortaya çıkmıştır, yoksa insanın dünyayı anlamlandırma ve kendisini kurma çabasının en kadim biçimi midir?

Bu derste, yaratılış mitlerinden kutsal metinlere, Herakleitos’un Logos düşüncesinden Walter Benjamin’in dil felsefesine uzanan geniş bir perspektiften hareketle, anlatının kökenlerini araştıracağız. “İkra” emrinin neyi okumaya çağırdığını, insanın neden hikâyeler kurduğunu ve anlatının hafıza, kimlik ve anlam üretimindeki kurucu rolünü tartışacağız.

Anlatıyı bir temsil tekniği olarak değil, insanın ve alemin varoluşu açma tarzı  olarak ele alacağız.


II. Ders: Âlem Zaten Sözdür: Dünyayı Okumak, Kendini Yazmak

Tevrat’tan Kur’an’a, mitolojilerden şiire kadar uzanan geniş bir gelenekte dünya, sessiz bir nesneler toplamı değil, okunmayı bekleyen işaretler bütünü olarak düşünülür. Eğer yaratılış sözle var olmuşsa , insanın serüveni de bu sözü okumak ve yeniden anlatmakla başlamıştır .

Bu derste, âlemi bir anlatı olarak ele alacak, mitolojik, dini, felsefi ve edebi metinlerde dünyanın nasıl anlam kazandığını inceleyeceğiz. “Kalem”, “kelâm”, “logos”, “kıssa” ve “hikâye” kavramları etrafında, insanın dünyayı anlatırken aslında kendisini nasıl kurduğunu tartışacağız.

İnsan yalnızca dünyayı anlatmaz; dünya da insan aracılığıyla kendisini anlatır. Kendini bilme, dünyayı okuma ve hakikati arama çabası, aynı büyük anlatının farklı yüzleridir.

  • Esra Yorulmaz 
  1. İnsan Niçin Anlatır? 

İnsan, en temelinde anlatarak var oldu. Mitler, masallar ve türküler; aslında sadece birer eğlence değil, belleğin onarılma ve kimliğin korunma biçimiydi. Bu oturumda, resmi tarihin ötesine geçerek; insanın neden hikayelere ihtiyaç duyduğunu, anlatı geleneğinin nasıl kolektif bir sağaltım aracına dönüştüğünü konuşuyoruz. "İnsan niçin anlatır?" sorusuna verilecek yanıtı, sadece zihnimizde değil, toplumsal hafızamızın tozlu raflarında arıyoruz.

  1. Anlatıda Beden (Uygulamalı Oturum)

Bir hikayeyi anlatırken enstrümanınız yalnızca sesiniz ya da sözcükleriniz değildir; beden, o hikayenin hem sahnesi hem de karakteridir. "Anlatıda Beden" oturumu, sözün bedenin ritmi ve jestin gücüyle ete kemiğe büründüğü bir keşif alanıdır. Sessizliğin nasıl bir vurgu aracı olduğunu, bedensel hafızayı anlatıya nasıl dahil edeceğimizi ve “sahne”deki varlığımızı nasıl güçlendireceğimizi çalışıyoruz.

 

  • Zeynel Günbek 
  1. Bir Anlatı Geleneği Olarak Türküler 

Türküler, yalnızca ezgilerden ibaret değil, Anadolu’nun kayıt altına alınmamış "gerçek" tarihidir. Aşık ve ozan geleneği, aslında sözlü kültürün en rafine anlatı biçimlerindendir. Bu oturumda; türkülerin içerisine kodlanmış hikâyeleri, müziğin toplumsal hafızayı nasıl inşa ettiğini ve sesin felsefi bir anlatı aracına nasıl dönüştüğünü inceliyoruz. Müzik felsefesinin eşliğinde türküleri yeniden okurken, bir ozanın anlatı kurma biçimlerini kendi pratiğimize nasıl entegre edebileceğimizi keşfedeceğiz. 

 

  • Sibel Şengül & Elvan Ekren
  1. Anlatı Nereden Doğar?

Bir hikâye yalnızca “yazılan” ya da “kurulan” bir şey midir; yoksa insan psişesinin derinliklerinden yükselen kadim bir ihtiyaç mı? Bu oturumda anlatının kökenini; mağara resimlerinden mitlere, rüyalardan kolektif bilinçdışına uzanan geniş bir perspektifle ele alıyoruz. Hikâyenin yalnızca bir ifade biçimi değil, insanın dünyayı anlamlandırma ve varoluşunu sürdürme yöntemi olduğunu konuşuyoruz. Anlatının; korkuyla, ölüm bilinciyle, aidiyet ihtiyacıyla ve bilinmeyenle kurduğu ilişkiyi araştırırken, insanın neden “anlatmadan yaşayamadığını” birlikte soruşturuyoruz.

 

  1. Mitolojik Anlatının Psikolojisi

Mitler geçmişe ait donmuş hikâyeler değildir; insan ruhunun bugün hâlâ konuşmaya devam eden sembolik dilidir. Bu oturumda mitolojik anlatıları Jungiyen psikoloji, arketip kuramı ve kolektif bilinçdışı perspektifiyle ele alıyoruz. Kahraman, anne, gölge, trickster, ölüm-yeniden doğuş gibi arketipsel motiflerin neden her çağda tekrar tekrar ortaya çıktığını inceliyor; mitlerin bireysel yaşamlarımızdaki karşılıklarını araştırıyoruz. Bir masalın, bir türkünün ya da bir rüyanın neden bizi “kişisel olarak” etkilediğini; anlatının psişik dönüşüm ve onarım süreçleriyle ilişkisini birlikte düşünmeye davet ediyoruz.

 

  1. Hikâyenin Nörobilimi

Bir hikâye neden bizi ağlatır, dönüştürür ya da yıllarca zihnimizde yaşamaya devam eder? İnsan beyni anlatıya neden bu kadar güçlü tepki verir? Bu oturumda anlatının nörobilimsel boyutunu; hafıza, duygu düzenleme, empati, ritim, tekrar ve sinir sistemi üzerinden ele alıyoruz. Hikâyelerin beynin yalnızca dil merkezlerini değil; duygu, beden ve imgelem ağlarını da nasıl harekete geçirdiğini inceliyoruz. Ayrıca travmanın parçalanmış anlatıyla ilişkisini, anlatı kurmanın neden psikolojik bütünlenmeye katkı sağladığını ve sözlü aktarımın sinir sistemi üzerindeki düzenleyici etkilerini konuşuyoruz.

 

  1. Rüya, Masal ve Bilinçdışının Dili

Rüyalar ve masallar, insanlığın en eski anlatı biçimleri arasında yer alır. Bu oturumda rüyaların ve masalların ortak sembolik dilini inceleyerek bilinçdışının nasıl konuştuğunu araştırıyoruz. Tekrarlayan imgeler, karanlık figürler, yolculuklar, kayıplar, dönüşümler ve “yasak kapılar” gibi motiflerin yalnızca edebi değil; psikolojik anlamlarını da ele alıyoruz.  Katılımcıları  kendi yaşam anlatılarının bilinçdışı motiflerini fark etmeye davet ediyoruz.

 

  1. Gölgeyi Anlatmak: Yasak, Bastırılmış ve Susturulmuş Hikâyeler

Her toplumun, her ailenin ve her bireyin anlatamadığı hikâyeleri vardır. Bu oturumda anlatının “karanlık tarafını”; bastırılmış hafızaları, tabu alanları ve gölge anlatıları ele alıyoruz. Mitolojilerdeki canavarların, cadıların, sürgünlerin ve “yasak kadınların” neden ortaya çıktığını; toplumların hangi hikâyeleri görünmez kıldığını inceliyoruz. Anlatının yalnızca güzelleştiren değil; yüzleştiren ve dönüştüren bir alan olduğunu birlikte düşünmeye açıyoruz.

 

  1. Bedenin Anlattıkları: Sözden Önceki Hafıza

İnsan anlatıya kelimelerden önce bedenle başladı. Jestler, ritimler, danslar, yaralar ve sessizlikler… Bu oturumda bedenin taşıdığı bilinçdışı hikâyeleri ele alıyoruz. Travmanın, arzunun, korkunun ve aidiyetin bedensel izlerini; anlatının bedenle nasıl yeniden kurulabileceğini araştırıyoruz. Katılımcıları, anlatının yalnızca zihinsel değil; duyusal ve bedensel bir deneyim olduğunu deneyimsel çalışmalarla keşfetmeye çağırıyoruz. 

 

  1. Kadim Anlatıdan Dijital Anlatıya

Bugün hikâyeler algoritmaların hızında dolaşıyor. Peki dijital çağ, anlatının doğasını nasıl dönüştürüyor? Bu oturumda sosyal medya, kısa video kültürü, dijital persona, kolektif dikkat ekonomisi ve modern mit yaratımı üzerine düşünüyoruz. Kadim sözlü kültür ile bugünün dijital anlatı biçimleri arasındaki benzerlikleri ve kırılmaları tartışırken; insanın “hikâye anlatma ihtiyacının” teknolojiler değişse bile neden devam ettiğini sorguluyoruz.

 

  1. Anlatı ve Ritüel: Hikâyenin Dönüştürücü Gücü

Kadim toplumlarda hikâye yalnızca anlatılmazdı; ritüellerle yaşanırdı. Bu oturumda anlatının ritüel, geçiş, yas, erginlenme ve topluluk oluşturma süreçleriyle ilişkisini ele alıyoruz. Mitlerin, törenlerin, ateş başı anlatılarının ve kolektif deneyimlerin insan psikolojisindeki dönüştürücü işlevini araştırırken; anlatının neden bir “eşik deneyimi” olduğunu birlikte düşünüyoruz. 




Daha fazla sorularınız için info@archeprojesi.com 'a mail atabilirsiniz.

Esra Yorulmaz

1 programı var

Edebiyat Sanat Doğa
Detaylar

Zeynel Günbek

4 programı var

Felsefe Müzik
Detaylar

Elvan Ekren

1 programı var

Sanat Fotoğraf
Detaylar

Sibel Şengül

1 programı var

Edebiyat Psikoloji
Detaylar

Cengiz Çakmak

1 programı var

Felsefe
Detaylar

Arkhé Kampüsü

Arkhé Projesi 2014 yılında Nesin Matematik Köyü’nde doğdu; yıllar içinde büyüyerek etkinlik yaptığı mekanlara sığamaz oldu ve 2019'da Matematik Köyü’nün hemen yanındaki bir zeytinliğe taşındı. Şimdi kendi arazimizde, şehrin gürültüsünden uzakta, çalışmak istediğimiz konulara odaklanabildiğimiz ve akademik özgürlüğün kısıtlanmadığı bağımsız bir mekanı kurduk; iyileştirmek ve güzelleştirmek için tüm gücümüzle çalışıyoruz. Doğa ile iç içe olan bu zeytinlikte, dersliklerinde uzman eğitmenlerin eşliğinde tartışabileceğimiz, Şirince'nin geleneksel mimarisi ve çevre ile uyumlu bir kampüs inşa ediyoruz. 

ULAŞIM:

OTOBÜSLE: Bulunduğunuz yerden Selçuk’a giden otobüs firmaları olabilir. Yoksa ve otobüsle İzmir’e geliyorsanız, İzmir garajından Selçuk’a minibüsler kalkıyor. Havalimanına da yakın olan Gaziemir’den kalkan/geçen Selçuk minibüsleri de var.

UÇAKLA: İzmir Adnan Menderes Havalimanı'na indikten sonra İZBAN veya HAVAŞ ile Selçuk'a varabilirsiniz. HAVAŞ'ın kalkış saatleri ve ücretleri için buraya tıklayın. (Selçuk'a giden HAVAŞ için Kuşadası otobüsüne binmeniz gerekiyor.)

TRENLE: Havaalanından veya İzmir'in diğer birçok bölgesinden Selçuk’a İZBAN ile de ulaşabilirsiniz. Tepeköy aktarma istasyonunda inip yine indiğiniz yerden kalkan Selçuk trenlerine aktarma yapmanız gerekecek. Sefer saatleri için buraya tıklayın. (Arama yaparken bineceğiniz istasyondan - Tepeköy seferlerine bakıp sonra Tepeköy - Selçuk seferine bakın.)

ÖZEL ARAÇLA: İzmir’e geldikten sonra İzmir-Aydın otoyoluna girerseniz yaklaşık 50 km sonra Torbalı gişelerine ulaşacaksınız. Buradan da yaklaşık 20 km sonra Selçuk gişelerine ulaşacaksınız. Selçuk’un girişindeki ilk kırmızı ışıklardan sola dönerseniz Şirince yoluna girmiş olacaksınız. (Şirince tabelasını da göreceksiniz.)

ŞİRİNCE'YE ULAŞIM: Selçuk’tan Şirince’ye minibüsler var. Mevsime göre saatlerde değişiklik olabilir. Kabaca sabah 07:00 akşam 20.00'a kadar her 20 dakikada bir minibüs var (bunu otogarda teyit etmenizi öneririz, değişiklik gösterebilir). Şirince ile Arkhe arası 800 metre. Şirince'ye varır varmaz Yorgo'nun Mahzeni önünde inmeniz gerekir. Soldan tabelaları takip ederek kolayca varabilirsiniz.