Kamp Süresi

4 Hafta

Tarih

20-28-Şubat 7-14 Mart 2021

Yaşam ve Ölüm Üzerine 4 Ders

Ölüm yalnızca yaşamı kesintiye uğratan dışsal bir karşılaşma mıdır, yoksa yaşamın asli bir unsuru olarak mı değerlendirilmesi gerekir?

Yaşam üzerine düşünen bir felsefe için ölümü düşünmek düşüncenin en kederli konusu olarak tümüyle gereksiz midir, yoksa ölümü göz önünde bulundurmayan bir yaşam felsefesi yaşamın bu en olumsuz yönünü göz ardı eden bir kaçıştan mı ibarettir?

Ölümün soylu biçimleri var mıdır ya da bir kişinin ölümü yaşamına nasıl bir değer ekleyebilir? Bir kişi ölümle kendi ölümünde mi yoksa başkasının ölümünde mi karşılaşır? Bir ölüme tanık olmak ne demektir?

Tam da bu tip sorulara ilişkin bir fikir edinmek adına, Arkhé Felsefe olarak, etkinlikte yer alan hocalarımızın ( Nazile Kalaycı, Devrim Sezer, Serdar Tekin, Hüseyin Deniz Özcan) Ölüm ile Yaşamı tartışacağı online bir etkinlik düzenledik.

Uzun süreli bir monoloğun sıkıcılığından kaçınmak adına, her bir dersi bu ortak tema üzerinden çeşitlenen fikirlerin birlikte konuşulacağı interaktif bir oturum olarak tasarladık. Etkileşimi arttırmak adına ise her bir dersin sonuna izleyicilerin katkı ve sorularıyla dâhil olabileceği bir ek süre ayırdık. İlerleyen günlerde her haftanın dersinin konusu spesifik bir başlık altında sunulacak ve oturumlara hazırlıklı gelmek isteyenler için bir okuma listesi verilecektir.

Arkhé Projesi kapsamında gerçekleştirilen bu etkinliğe Zoom, Facebook ve Youtube üzerinden ulaşabilirsiniz.

Etkinlik tümüyle ücretsizdir ve bütün katılımcılara açıktır.

Etkinlik linkini almak ve okuma listelerine ulaşmak için aşağıdaki formu doldurunuz

https://forms.gle/bMNVdtk9HcEreWvr5

Etkinlik linki: www.facebook.com/events/3958022117541421/

2. Hafta 28.02.2021

Hüseyin Deniz Özcan- Ölüm ya da Yaşam Etiği: Spinoza ve Heidegger

Özet:

“İki yazara da eşit derecede hayran olduğunu düşünen okur, sonunda bir tercih belirtmek zorunda kalacaktır…” Edebiyat eleştirmeni George Steiner hayranlık uyandırıcı kitabında (Tolstoy mu Dostoyevski mi?) Tolstoy ve Dostoyevski’ye ilişkin böyle yazmaktadır. Başlıktaki vurgu büyük Rus yazarlardan birine ya da ötekine değil fakat bağlacın (‘ya da’) kendisinedir: Böylesine zıt bir metafizik, etik ve insan-doğa tasavvuruna sahip iki figür ancak bir uyuşmazlığı dile getiren ve bir seçimi nihayetinde zorunlu kılan bir bağlaç ile bir arada durabilmektedir. Bu derste tartışmaya açmak istediğim ilk mesele aynı durumun Spinoza ve Heidegger için de geçerli olduğudur.

Spinoza ile Heidegger arasındaki karşıtlık kendisini, bu filozofların ürettiği felsefi içerikten önce, felsefelerini alımlama biçimlerinde gösterir. Spinoza ilk önce bir ontoloji olan opus magnum’unu Etika olarak adlandırırken; Heidegger Varlık ve Zaman’daki ontolojisinin etik bir veçhesi olduğunu ısrarla reddetmektedir. Her ne kadar insanın özsel ve bütünlüklü yüklemi olan conatus (Spinoza) ve Sorge (Heidegger) arasında bazı yakınsama noktaları göze çarpsa da, iki kavram arasındaki yakınlık yalnızca zıtlığın gerektirdiği kadardır: Spinozacı güç/hareket ilkesi anlamına gelen conatus özünü kurduğu bedeni mekanik nedenselliğin işler olduğu bir zorunluluk oyununa tabi kılarken; Heideggerci Sorge, ölüm analizinden devşirilen bir imkân kavramını edimselleğin içerisine dâhil ederek, yaşanan deneyimi bir imkânın gerçekleşiyor olma hali olarak yeniden tanımlar ve tercihi ön plana çıkarır. Fakat daha belirgin olan ölüme karşı alınan tavırların karşıtlığıdır: Spinoza’ya göre ölüm ayağımıza takılan bir taş gibidir: Yalnızca dışarıdan gelir ve conatus’a içkin değildir. Buna paralel olarak, ölüm “özgür insanın en az düşündüğü şey”dir; “onun felsefesi ölüm üzerine değil, yaşam üzerine bir tefekkürdür.” Bu, Spinoza’nın felsefesinin saf bir yaşam etiği olduğu anlamına gelir. Buna karşılık ölüm düşüncesi Heideggerci bir etiğin tam kalbine yatar: “Eğer ‘yaşamı’ bir mesele haline getirip”, ölümü görmezlikten geliyorsak “bakışımızın menzili çok kısa düşecek” demektir. Zira ölüm, Epiküros-Spinoza hattının benimsediğinin aksine, maruz kalınan bir olay, ancak edimselleştiği zaman var olan etkili bir vaka değildir fakat gerçekleşmesi her an mümkün bir imkân olarak yaşam boyu yaşanmaktadır. Spinozacı perspektiften bakıldığında, ölümü böylesine kabullenen -hatta sahiplenen- bu tavır bilge bir filozoftan çok kederli duyguları arzulayan köle, rahip ve tirana yakışır; Heidegger’in nezdinde ise Spinoza’nın bilgesi, kendi sonluluğuyla yüzleşmeyen herkes (Das man) gibi, sahih ve özgür bir yaşamdan yoksun kalmaya mahkûmdur.

Okuma listesi

Martin Heidegger. (2006). Varlık ve Zaman, Agora Kitaplığı. (s. 268-283 (§ 51-52-53) )

Diego Tatian. (2009). Spinoza ve Dünya Sevgisi içerisinde “İhtiyat ve Melankoli” (s. 31-41); “Epikürosçu Kaynak” (s. 75-91), Dost Kitabevi

Iain Thomson. (2014). "Ölebiilir Miyim? Derrida'nın Heidegger'in Ölüm Düşüncesine Yaklaşımı," Heidegger Paris'te içinde (s. 133-163), Otonom Yayıncılık.

Jean-Luc Nancy (2014). "Heidegger'in Kökensel Etiği," Heidegger Paris'te içinde (s. 387-421, Otonom Yayıncılık.

Richard Capobianco (1995). "Lacan and Heidegger: The Ethics of Desire and the Ethics of Authenticity," From Phenomenology to Thought, Errancy, and Desire-Essays in Honor of William J. Richardson, S.J. içinde (s. 391-397), ed. B. Babich, New York: Kluwer Academic Publisher.

Online Zoom & Youtube