Kamp Süresi

1 Hafta

Tarih

26 Ağustos - 2 Eylül 2021

Eğitmenler

5 Eğitmen

Edebiyat ve Hafıza Çalışmaları

Gerek kişisel hafızanın kayda geçirilmesinde, gerek Türkiye coğrafyasında ya da küresel olarak deneyim edilen toplumsal olayların ve travmaların yaşattıklarını aktarmada, edebiyat inkar edilemez bir öneme sahip. Bu bileşenler arasındaki dinamik ilişkinin izinde olacağımız bu yaz kampında temel olarak “Edebiyat geleneğinin bireysel ve kolektif bellekle ilişkisi nedir?” sorusunu ele alacağız. Çocukluk hatıralarının, savaşların, devrimlerin ve ölümlerin belleklerdeki izdüşümlerinin edebiyatta insana nasıl tekrardan yansıtıldığını inceleyeceğiz. Bellekte yer edinen anlatı öncesi deneyim ile yazıda geriye dönük olarak anlam yaratan anlatının birbiriyle ilişkisini tartışacağız. Bunlarla beraber, hocalarımızın işleyeceği dersler ve aramızdaki tartışmalarla, “Edebiyat bizlere kişisel ve toplumsal deneyimlerimizi hatırlatmak, onları canlandırmak, gerektiğinde de onlarla yüzleşmek konusunda nasıl bir güç verir, neleri ortaya çıkarmamıza ya da neleri gizlememize yardım eder? Bir ulusal hafızanın ‘yeniden’ oluşturulmasında, edebiyat nasıl bir aygıt görevi görür? Edebiyat hangi işlevselliği ile unuttuklarımız veya hatırladıklarımız arasında temsiliyet taşır?” gibi sorulara da cevaplar bulmaya çalışacağız. Edebiyatla, hafızayla ve toplumsal hafıza çalışmalarıyla ilgilenen herkesi kampımıza katılmak üzere Şirince’ye bekliyoruz.

Başvuru için tıklayınız

Eğitmenler: 


Emine Ayhan

Bir Hafıza Kaydı olarak Shakespeare Tiyatrosu

Shakespeare tiyatrosunu “arşiv” kavramı bağlamında inceleyen Barbara Hodgdon onun oyunlarının “girift hafıza sistemleri” oluşturduğunu söylüyor. Bu durum, Shakespeare’in oyunlarında sayısız sözlü ve yazılı kültür malzemesine açık ya da örtük şekilde, doğrudan veya değiştirerek atıfta bulunmasıyla ilgili değildir sadece, ki söz konusu malzeme dönem seyircisinin aşina olduğu çağdaş ve klasik eserler, mitler, vakayinameler ve seyahatnamelerden o dönem yankı yaratan dini, politik, bilimsel risalelere, vaka ve dava kayıtlarına, yasa metinlerine ve (masallar, tekerlemeler, ninniler, halk şarkıları ve batıl inançları kapsayan) halk kültürü ürünlerine kadar çok çeşitli bir metinler ve söylemler gövdesini içerir. Shakespeare tiyatrosu sadece içerdiği bu malzeme bakımından değil, biçimsel ve retorik düzeyde de kendi tarihsel ve söylemsel güncelliği tarafından koşullanmıştır. Shakespeare’in bir şair ve dram yazarı olarak kaydını tuttuğu bu güncelliğe bakmak, kapitalist modernliğin eşiğindeki yüzyıl dönümü İngiltere’sinden neoliberal bugünümüze kadar uzanan bir zaman portalına girmek demektir. Bu bakımdan, Herder’in de vurguladığı gibi, “Shakespeare’e nasıl baktığımız yalnızca geçmişi nasıl yargıladığımız hakkında bir soru olmakla kalmaz, aynı zamanda şimdiki zamanın eleştirel öz-kavrayışını (veya böyle bir öz-kavrayışın yokluğunu) da” yansıtır. Bu da doğrudan doğruya kendi özneleşme ve nesneleşme, bireyleşme ve totalleştirilme süreçlerimizi, birer özne-nesne olarak nasıl yapıldığımızı da yeniden hatırlamaya yönelik bir çabadır. 

Shakespeare’in ilk oyunlarından olan Şirret Evcilleşmesi (The Taming of the Shrew-1594 civarı), bu anlamda, Rönesans İngiltere’sinde yaşanan ve etkileri günümüze uzanan toplumsal dönüşümleri yeniden tanım kazanan aile, özne, devlet, evlilik, ticaret, sınıf yapısı, cinsiyet ve güç ilişkileri açısından görebileceğimiz geniş bir perspektif sunar ve bu perspektife giren her tür malzemeyi kaydeder, işler, dönüştürür. İki oturumluk sunumda, oyunun bir kendini biçimlendirme (self-fashioning) ve dönüşüm tartışması eşliğinde ortaya attığı “Ben kimim?” sorusunun peşine düşeceğiz, tabii ki üstümüze alınarak ve ozanın bizi davet ettiği hafıza çalışmasına girişerek. 

Hakan Atay

Ömürlülük: Gerçekçi Bir Hafıza Teorisi

Bu derste hafızayı ömür kavramı üzerinden düşünmeye çalışacağız. Ne de olsa ölümlü olduğumuz kadar ömürlüyüz de; tıpkı başka her şey gibi. Bazı ömürler ömür olarak hafızaya sirayet ediyor, bazı ömürler hafızadan dışlanıyor, sonra tekrar beliriyor. Dolayısıyla hafızanın nasıl işlediğini anlamak bir ömrün nasıl bir şey olduğunu anlamakla yakından ilişkili. Bu umutla çeşitli edebi metinlerden ilham alıp spekülatif bir ömürlülük anlayışı geliştirmeyi deneyeceğiz. Bir ömrün sınırlı sayıda dönüm noktasından oluştuğuna şahit olacağız. Bazen bir ömrün başlangıcının ve sonunun dönüm noktası halinde ömre dahil olduğunu, bazen olmadığını göreceğiz. Sadece başlangıçlardan ve sonlardan oluşan bir ömrün imkanını sorgulayacağız. Gerçek olsun olmasın bir ömrü bir ömür olarak tanıma zorunluluğuyla yüzleşeceğiz. Gerçek bir ömrün mükemmelen tanınamayacağı, tüketilemeyeceği ve hafızayı kışkırtan şeyin tam da bu durum olması ihtimalini gözden geçireceğiz.  

Hüseyin Deniz Özcan

Estetik Değer ve Roman Geleneği: Fielding’in Komik Epik Roman Kuramı

Bugün nesnel estetik değeri savunmayı göze almış birinin yok sayamayacağı fenomen, eşyanın tarihsel niteliğidir. Sanat eseri, bizim konumuz bağlamında edebi bir tür olarak roman, diğer her şey gibi tarihseldir. O halde eğer romana ilişkin estetik bir değerden söz etmekte direteceksek, öncelikle, bu değerin ancak söz konusu sanatın tarihi bağlamında mümkün olduğunu kaydetmemiz gerekir. Bu bağlam, Goethe’nin sözünü ettiği Weltliteratur’un büyük bağlamı, yani romanın uluslar üstü tarihidir. Büyük yapıtlar yalnızca bu tarihin içinde ve bu tarihe katılarak doğabilirler. Bu tarih, aslında Gadamer’in içerisinde düşünülen ve yaratılan ortam olarak tarif ettiği “gelenek”in ta kendisidir. Romanın estetik değeri ancak büyük roman geleneği içerisinde mümkündür. Henüz türün oluşum aşamasında, Rabelais ve Cervantes’in yapıtlarında, romanın estetik değerini belirlemeye yarayacak ölçütlerin varlığı sezilebilir. Fakat edebi bir tür olarak romana bir standart koyma edimini öz-bilinçli olarak gerçekleştiren ilk yazar Fielding’tir. Fielding ünlü eseri Tom Jones’ta, kendisini fazlasıyla rahatsız eden edebi değerler anarşisine karşı durmak adına, “Cervantes’ten yarım yamalak bir halde devraldığı yeni bu yazı türüne” kurallar koyma ve bir roman kuramı ortaya atma hususunda özgür hisseder kendini. Bu derste yapmak istediğim şey Fielding’in “Komik Epik Roman Kuramı”nı analiz etmek ve bu kuramın, mutlak bir ölçüt getirmesi söz konusu dahi olmasa da, bugün hala romana ilişkin söyleyecek birkaç şeyi olduğunu göstermeye çalışmaktır. 

Mine Söğüt

Bilmek, hatırlamak, unutmak ve fark etmek üzerine edebi bir yıkım ve yeniden kurum denemesi.

“...ya insan o kelimeyi bulamazsa?”

Bu buluşmada katılımcılarla birlikte edebi bir metinden ödünç aldığımız/çaldığımız bir takım kelimeler üzerinden bir oyun kuracağız.

Kelimelerin anlamlarına, bize hatırlattıklarına ve unutturduklarına dair düşüne düşüne kendi aklımızda ve hafızamızda belirenler üzerine tartışacağız.

O kelimeler bizi, bildiğimiz ama hatırlamadığımız ya da hatırladığımız ama bilmediğimiz ya da hem bildiğimiz hem hatırladığımız ama üzerine çok da düşünmediğimiz bazı kavramlara götürecekler.

Bu kavramlar çerçevesinde bildiklerimizle inandıklarımızı birbirinden ayırmaya dair tartışmalar yapacağız. 

O kelimelere önce biz kendi cümlelerimizi kuracağız.

Sonra daha önce kurulmuş cümlelere bakacağız.

İkisi arasındaki köprüde zihnin ve aklın zamanla kazandıklarını ve kaybettiklerini görmeye çalışacağız.

Kendisini kelimelerle ifade etme yolunu keşfeden ve uygarlaştıkça ifadesini daha çok sansürlemekle daha çok şifrelemek arasında gidip gelen insan dilini ve zihnini kurcalarken kendi zihnimizde de yıkımlar ve yeni inşalar yapacağız.

Solmaz Zelyüt

Ricoeur ile Hafıza ve Anlatı

Paul Ricoeur  Hafıza , Tarih, Unutuş kitabında, Fransızca metnin kapağı olarak kullanılmış bu heykelin fotoğrafının altına şunu not düşmüş: “Kanatlı zamanın YIRTIŞI ile tarih ve divitinin YAZIŞI arasında bir yerde.” Kitabın son sözleri ise şu: 

“Tarihin altında, hafıza ve unutuş

Hafıza ve unutuş altında, yaşam,

Ama yaşamı yazmak başka bir hikaye,

Sonu yok.”

Hafıza ve tarih, geçmişi bilmenin birbiriyle bağlantılı iki epistemolojik rotasıdır. İlişkileri yakın ama karmaşıktır. Philip Gardner bu iki dünyayı canlı bir imaj ile tarif eder: Hafızanın dünyası, çevremizi görebildiğimiz  için ( her ne kadar gördüğümüze inandığımız şey hakkında pek çok hata yapabilsek de)  içerisinde güvenle gezindiğimiz gün ışığına benzer; tarihin dünyası ise bundan farklıdır çünkü o, gün batımı sonrasına aittir ve karanlıkta yön bulmak için güneş yerine yapay ışığa ( arşivlere, dokümanlara) ihtiyacımız vardır. Hafızanın öznelliği, özel alana aitliği, edilginliği, değer yargılarına tabiliği karşısında tarihin nesnel, kamusal, etkin, değer yargılarından uzak kabul edilmesi hakkındaki problemleri bir yana bırakırsak, Alan Megill’in dediği gibi “kısacası, tarih hem hafızaya hem de hafızanın ötesine geçmeye mecburdur.”

Zaman ve Anlatı’da Ricoeur, tarihin ve kurgunun birarada ele alındıklarında, zamanın aporialarına bir anlatı poetikası oluşturarak yanıt verme yolu olduğunu uzun uzadıya anlatır.  Hafıza , Tarih, Unutuş  ise “hafıza”nın  kitabı gibidir. Hafıza, hıfz etmenin, muhafaza etmenin, hatırlamanın yetisi olarak hatıraların hafızı, muhafızıdır. Ricouer’ün ifadesiyle “Anamnesis’in işlevi Lethe ırmağının akıntısına karşı durmaktır.” Başka deyişle hatırlamanın bu muhafazakar yetisi, unutuş ırmağında akıntıya karşı yüzer. Platon için hafıza (mneme), namevcut bir şeyin temsili (eikon ve tupos) olarak iş görür. Hocasını izleyen Aristotes ise hafızayı, phantasia’nın ait olduğu ruh bölümünün bir işlevi olarak kendisi şimdide konusu geçmişte olan bir geri çağırma yetisi olarak açar. Başka deyişle ayrım üstadı Aristoteles, meseleyi mustakilen alıp ayrıntılandırırken hafızanın zaman ile bağını gözler önüne serer. Sonraki süreç hep bu iki filozofumuza gönderimli olarak gelişir.

The Human Condition’da (1958) Hannah Arendt, Ricoeur’ün  de bayıldığı şu alıntıyı yapar, Karen Blixen’dan : “Eğer  bir hikayeye katar ya da haklarında bir hikaye anlatırsanız,  tüm hüzünler katlanılır hale gelir.” Ricouer’ün bir kişiye dair hermeneutik anlayışının göbeğinde duran görüş, eylemlerin mutlaka birisi tarafından gerçekleştirilmesinden ötürü o birisi denilenin, hep anlatısal bir kimlik olmasıdır. Bireysel hikayelerimizi anlatarak biz, mensubu olduğumuz gelenek ve kültürün örtüsünü açarız. Eylemin hikayeleştirilmesiyle ortaya çıkan hikaye, kişisel kimliğin ifadesi olur. Aksiyon ve pasyon kişisi olarak, etkin ve edilgin olmaların kişisi olarak insan, öğrenmeye duyduğu derin arzunun hakkını hatırlayarak ve unutarak verecek ve de kimliğini kendi hayat hikayesi olarak yazmaya imkan bulacaktır. Ricouer’ün dediği gibi

“Ama yaşamı yazmak başka bir hikaye,

Sonu yok.”

Kayıt yaptırdığınız takdirde aynı hafta gerçekleşecek Sanat Felsefesi Kampının derslerini de takip edebilirsiniz.

Başvuru için tıklayınız

Detaylı bilgi veya başka sorularınız için:

Nazlı Avcılar:  506 546 47 72

arkhefelsefe@gmail.com

Arkhé Projesi - Şirince Köyü

Arkhé

Arkhé Projesi 2014 yılında Nesin Matematik Köyü’nde doğdu; yıllar içinde büyüyerek etkinlik yaptığı mekanlara sığamaz oldu ve geçtiğimiz sene Matematik Köyü’nün hemen yanındaki bir zeytinliğe taşındı. Şimdi kendi arazimizde; şehrin gürültüsünden uzakta, çalışmak istediğimiz konulara odaklanabildiğimiz ve akademik özgürlüğün kısıtlanmadığı bağımsız bir mekanı kurabilmek için çalışıyoruz. Doğa ile iç içe olan bu zeytinlikte, açık havada bulunan dersliklerimizde uzman eğitmenlerin eşliğinde tartışabileceğimiz, Şirince'nin geleneksel mimarisi ve çevre ile uyumlu bir kampüs inşa ediyoruz. İnşaat esnasında programlarımızı Şirince'nin muhtelif eğitim kurumlarının çatısı altında düzenliyoruz. 

Ulaşım:

OTOBÜSLE:

Bulunduğunuz yerden Selçuk’a giden otobüs firmaları olabilir. Bunlardan birini tercih edebilirsiniz. Eğer otobüsle İzmir’e geliyorsanız, İzmir garajından Selçuk’a her 40 dakikada bir otobüs var. İzmir garajından ilk otobüs 07:00’de. Son otobüs 21:00’de. Gaziemir’den geçen Selçuk otobüsleri de mevcuttur. Gaziemir’den ilk otobüs 6:55’te, son otobüs 21:20’de. Firmalardan biri Selçuk Efes’tir. (0232 892 39 79).

UÇAKLA:

Uçakla geldikten sonra tren , HAVAŞ veya otobüsle Selçuk'a varabilirsiniz.

HAVAŞ direk havaalanı çıkışından kalkıyor. Ücretler ve kalkış saatleri için tıklayınız.  (Selçuk'a giden HAVAŞ için Kuşadası otobüsüne binmeniz gerekiyor)

Diğer otobüslere binebilmek için, geçiş güzergahındaki Tansaş’ın yanına gitmeniz gerekiyor. Havaalanı-Tansaş arası taksiyle 5 dakika. Sabah 06:40”tan 20:30’a kadar 40 dakikada bir otobüs var. Otobüs firması: Selçuk Efes (0232 892 39 79).Havalimanından trenle de Selçuk'a ulaşabilirsiniz. Detaylı bilgi aşağıdadır.

TRENLE:

 Havaalanından veya İzmir'den Selçuk’a trenle de ulaşabilirsiniz. İlk önce Tepeköy'e geçip yine indiğiniz istasyona gelen Selçuk trenlerine aktarma yapmanız gerekmekte. Sefer saatleri için tıklayınız. (Arama yaparken bineceğiniz istasyondan - Tepeköy seferlerine bakıp sonra Tepeköy-Selçuk seferine bakmanız gerekmekte)  Selçuk tren istasyonunun telefonu: 0232 892 60 06.

ÖZEL ARAÇLA:

İzmir’e geldikten sonra, İzmir-Aydın otoyoluna girerseniz yaklaşık 50 km sonra Torbalı gişelerine ulaşırsınız. Torbalı gişelerini yaklaşık 20 km geçtikten sonra Selçuk gişelerine ve Selçuk yoluna ulaşırsınız. Selçuk’un girişindeki ilk kırmızı ışıklardan sola dönerseniz yaklaşık 200 metre ileride solda Şirince yoluna ulaşabilirsiniz. (Şirince tabelasını da görebilirsiniz.)

Şirince’ye Ulaşım

Şirince’ye Ulaşım

Selçuk’tan Şirince’ye ilk minibüs 7:40'da. Akşam 20.20'ye kadar her 20 dakikada bir minibüs var. Şirinceden de ilk minibus 7:20’de. Selçuk'a son kalkış 21.00'ı bulabiliyor. Selçuk’tan Şirince’ye taksiyle ulaşımın ücreti yaklaşık 70 lira.

Şirince ile Arkhe arası 800 m. Yürüme mesafesinde. Yol boyunca tabelalar var. Valizinizi girişteki Yorgo Restoran’a bırakırsanız 10 dakika yürüyerek Arkhe'ye varabilirsiniz. Biz valizinizi diğer katılımcılarınkiyle birlikte bir-iki saat içinde Arkhe'ye getirmiş oluruz.

Kendi Çadırınız1200
Arkhe Çadırı1450(Yatak, battaniye ve yastık mevcut, nevresim takımını sizin getirmeniz gerekiyor)
Tek ve İki Kişilik Odalar-Kontenjanlar doldu-Civar otellerde konaklama seçenekleri için lütfen iletişime geçin: 5392579886 egepolat17@gmail.com
*Ücretlere hafta boyunca üç öğün yemek, eğitim, konaklama ve temel ihtiyaçlar dahildir.