Türkiye’nin milli arabası olma hayaliyle yola çıkan Türkiye’nin Otomobili Girişimi Grubu (TOGG), ilk prototipini 27 Aralık Cuma günü tanıttı. Sports Utility Vehicle (SUV), yani hem asfaltta hem arazi koşullarında verim alınması beklenen model tanıtıldı. Haberlere göre, binek modeli de yolda. Arabanın teknik altyapısı ile alakalı neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. O yüzden bu yazı teknik detaylarla alakalı değil. Bildiklerimiz üzerinden Türkiye’deki tartışmaya nasıl katkı yapabiliriz, bir bakalım.

TOGG SUV. Kaynak: motor1.com

“Millilik” meselesi

Duymaktan yoruldunuz, biliyorum. Ama artık dünya çok küresel bir yer. Üretim dediğimiz mesele bazı sektörlerde ülkeler üzerinden değil, şirketler üzerinden belirlenir oldu. Bu ne demek? Bir örnekle bakacak olursak eğer, Apple’ın ürettiği iPhone hangi ülkenin malı? ABD tabii ki. Ancak Apple telefonlarının büyük bir kısmını Uzakdoğuda üretiyor. Bu durumda, iPhone için ABD’nin yerli ve milli ürünü değil diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Çünkü bu noktada Apple şirketinin iPhone’dan gelen katma değerin çoğunluğunu kar olarak kendi bünyesinde topladığını biliyoruz. Buradan anlayacağımız bir şey var. Bir malın “yerli ve milli” olması için tamamının o ülkede üretilmesine gerek yok.

Elektronik ve mekanik parçalar içeren ürünlerde, son ürüne gelene kadar tüm parçaların tek bir ülkede üretilmesi, artık dünya üzerinde görülmeyen bir şey. Çinli telefon devi Huawei bile, telefonlarında kullandığı parçaların 10%’unu ABD’den ithal ediyordu, tabii ticaret savaşı başlamadan önce. Araba sanayiinde durumlar çok daha karışık. Bir araba son halini alana dek, ortalama 30,000 parça kullanılıyor. Dünya üzerinde üretilen arabaların hiçbirinde bu parçaların TAMAMI tek bir ülkede üretilmiyor. Bu devirde “arabanın tamamını kendi ülkemde üreteyim” demek deliliktir.

Dizayn meselesi

TOGG’un prototipinde dizayn konusu çok tartışıldı. İtalyan Pininfarina tarafından tasarlanmış oluşunun, yine “milliliğe” halel getirdiği söylendi. Aslında bu da otomotiv sanayiinde sık rastlanan bir durum. Sektöre yeni giren oyuncuların dizayn kapasiteleri sınırlı olur, ve bunu da şirket dışında tasarım yaptırarak telafi etmek olağan bir durum. Koreli Hyundai, 1975 yılında ilk arabası Pony’yi çıkarırken, yine bir İtalyan tasarım evi olan ItalDesign’ı kullanmıştı. İlk arabalarında dünya standardında bir tasarım çıkaramayacaklarını anlayan Hyundai yönetimi, zamanla tasarım aktivitelerini de şirket içine aldı. O sebeple, TOGG’un İtalyan dizaynı kullanmış olması bu aşamada bir sorun değil, ama tabii ki uzun vadede şirket kapsamında yapılması yararlı olabilir.

Hyundai Pony.

Elektrikli arabaların avantajları ve dezavantajları

CB Erdoğan, arabanın tanıtım etkinliğinde, arabanın 100% elektrikli olacağını söyledi. Burada bir takım pürüzler var. Elektrikli araçlarda, tahmin edeceğiniz üzere, pil kapasitesi önemli bir nokta. Detayları tam olarak bilmiyoruz dediğim gibi, ama bu aşamada Türkiye’de bu kapasitede bir pil üretilebileceğinden şüpheliyim. Muhtemelen ilk aşamada arabaların bataryaları ya ithal edilecek, ya da teknoloji transferi yoluyla lisanslı bir batarya teknolojisi alınacak. Burası karışık bir mevzuu. Dünya standartlarında bir pil teknolojisini şu aşamada satın almak pek kolay olmayacaktır, şirketin milliliği bu aşamada bozulabilir.

Batarya teknolojisini kendi bünyemizde üretebilmek için Tesla’ya gittik diyelim. Tesla, kendisine rakip olacak bu firmaya teknolojisini vermemeyi, ya da yüksek fiyattan vermeyi tercih edebilir. Ama daha büyük bir olasılık, teknoloji karşılığında şirketten pay istemesidir. Malezya’nın 1980’lerde milli araba konseptiyle çıkardığı Proton’un başına bu gelmişti. Şirkete başlangıçta ihtiyacı olan teknolojiyi sağlayan Mitsubishi, şirketten pay almıştı. TOGG, böyle bir durumda hisse satar mı? O durumda TOGG milliliğini yitirir mi? Bunlar mühim sorular.

Bir başka sorun ise, elektrikli arabalar için gereken altyapı ile alakalı. Bataryaların şarj edilmesi için yüklü bir altyapı yatırımı gerekiyor. Sokaklarda arabanızı park ettiğinizde bağlayabileceğiniz bir şarj istasyonu yoksa, her an yolda kalabilirsiniz. Bu durum, elektrikli araçları yakıt kullananlardan ayıran en büyük fark. Türkiye’de bir yakıt altyapısı var, her köşede bir petrol istasyonu bulabiliyorsunuz. Elektrikli arabalar için böyle bir altyapının sıfırdan kurulması gerekecek. Bu olana kadar Türkiye çapında arabanın kullanım oranları düşük olacaktır. Van’da yeterince şarj istasyonu yoksa bu arabayı almanın ne manası var, değil mi? Bu noktada arabanın ihracı meselesi gündeme geliyor. Erdoğan, tanıtımda aracın Avrupa’ya ihracına çalışılacağını söyledi. Yukarıda tasvir ettiğimiz tarzda bir altyapı şu anda yalnızca Batı ve Orta Avrupa ülkelerinde mevcut. Bu ülkeler de bildiğimiz üzere oldukça zengin, ve otomotiv konusunda uyulması gereken standartları var. TOGG’un uyması gereken emisyon standartları ve verimlilik şartları maliyetlerini artıracaktır. Aynı zamanda, dünya devleri ile kendi pazarında rekabet etmesi gerekecektir. Doğu Avrupa’ya ve Balkanlara satamaz mıyız diyeceksiniz. Şarj altyapısını kim kuracak?

Elektrikli araç şarj istasyonlarının AB içinde dağılımı. Görüldüğü üzere, yaygın kullanıma yalnızca Batı Avrupa hazır. Kaynak: ACEA.

Elektrikli araçlar uzun süre devlet desteği gerektiriyor. Çin’deki elektrikli araç üreticileri devletten aldıkları desteğe muhtaçlar, ve hatta bunu yetersiz buluyorlar. Çin gibi kalkınmakta olan bir ülke için, her köşeye elektrikli araç altyapısı götürmek kolay bir iş değil. Araba alırken ülkenin bazı bölgelerine gidemeyecek olmak da arabanın işlevselliğini azaltıyor.

TOGG önümüzdeki yıllarda devletten desteğe muhtaç olacak. Şirketin geleceğini belirleyecek şeyler, ilk aşamada Türkiye’nin iç pazarda şarj altyapısını kurabilmesi, ve sonraki ayakta ihracat yapabilmesi. İkisi de aşması kolay olmayan bariyerler. Ama aşılamaz değiller. Hükümetin bunu da Kanal İstanbul gibi bir siyasi mesele haline getirmemesi, tüm Türkiye halkının sahiplenebileceği bir proje haline getirmesi ilk aşamada yardımcı olacaktır.

En içten umudum, dünya piyasasında hakim konumda bir Türk malı arabanın üretilebilmesi. Dediğim gibi, başarılamaz bir şey değil, ancak dünya çapında yapılan hatalar ve başarılar doğru okunmalı, bunlardan ders çıkarılmalı.

Erkin Ergüney – Şanghay Jiao Tong Üniversitesi MSc Twitter LinkedIn

Kategoriler: Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: