Arkadaşlar yanlış anlamayın seyyar satıcı veya anketör değilim, sadece spekülasyon sayıklayan bir fütüristim. Google, geçtiğimiz aylarda belki de teknoloji dünyasının, bana göre mihenk taşlarından biri olacak bir ürün tanıttı. Adı Stadia olan bir video-oyun konsolu. Ama tam olarak değil, çünkü Stadia televizyonunuza ya da monitörünüze bağlayabileceğiniz bir alet değil, internet tarayıcısından erişebileceğiniz, video oyun piyasasının en güncel oyunlarını rahatlıkla oynatabilen tam teşekküllü bir sistem. Bakın burası çok önemli.

Stadia’nın işleyiş mekanizması gelecekte görmemiz çok muhtemel teknolojik ürün formatlarına ışık tutuyor. Şöyle ki, evinde oturan oyuncu; bilgisayarından, televizyonundan, tabletinden veya telefonundan Stadia’nın websitesine giriyor, oynamak istediği oyunu seçiyor. Seçiminden sonra, Google’ın veri merkezlerinde kurulmuş yüzbinlerce süper-güçlü bilgisayarlardan biri oyuncunun istediği oyunu çalıştırıyor ve görüntüsünü internet üzerinden oyuncunun giriş yaptığı cihaza aktarıyor. Oyuncu bastığı butonları yine internet üzerinden Google’ın bilgisayarına iletiyor ve Google’ın bilgisayarı da bu emri işleyip görselleri cihaza göndermeye devam ediyor. Oyuncu oyununu bitirdiğinde ise Google’ın bilgisayarı oyuncunun kaldığı yeri buluta kaydediyor ki bir oyuncu bir daha oynamak istediğinde Google’ın süper-bilgisayarlarından herhangi birinde oynamaya devam edebilsin. Bu sayede oyuncu, elinde fiziksel bir makine olmadan evinden yüksek sistem gereksinimli oyunları tam kalitede oynayabiliyor. Buraya kadar sadece oyunlarla ilgilenenleri alakadar ediyor bu yazı. Ama teknolojiyi uzaktan yakından takip eden herkesin dikkat etmesi gereken kısım buradan sonra başlıyor.

Burada sormamız gereken soru şu, “Madem bu işlem oyunlar için yapılabiliyor, neden normal işletim sistemleri için yapılmasın?”. Düşünün; cihaz üreticileri eğer telefonlarımızın, bilgisayarlarımızın içine işlemci, grafik modülleri ve bunun gibi telefonlarımız otonom çalışabilsin diye daha bir sürü ayrı parça koymak yerine, sadece iyi bir internet alıcısı, ekran ve batarya koyabilecek durumda olsun. Teknolojik ürün fiyatları hem ucuzlardı, hem uzun vadede çok daha sürdürülebilir bir teknoloji tüketirdik, hem de çok daha fazla performans isteyen programları çok daha farklı cihazlarda çalıştırabilirdik. Kafanızda şöyle bir senaryo canlansın istiyorum. Elinizde bir “akıllı ekran” var. Siz tercih ettiğiniz teknoloji markasının işletim sistemine üyelik satın alıyorsunuz. Tabii ki tercih ederseniz elinizdeki akıllı ekranı değiştirmeden başka bir markaya geçebilirsiniz. Bu sistem telefondan bilgisayara ana odağı içindeki işletim sistemi olan her bilişim teknolojisi ürününe uygulanabilir. 

Böyle bir sistemin faydaları bana kalırsa saymakla bitmez, ama yukarıda tespit ettiklerim benim gördüğüm en önemli noktalar. Her sene telefonlara yeni işlemciler, yeni RAM’ler üretmek zorunda kalmayan cihaz üreticileri maliyetlerini düşürebilecek. Bunun üstüne, sonuçta bir telefon, telefona benzeyen bir makinede çalıştırılmak zorunda değil. Mesela güçlü bir bilgisayar sistemi aynı anda birden fazla akıllı telefon işletim sistemi çalıştırabilir. Bu sayede teknoloji üreticileri ARGElerini sistem parçalarını küçültmek yerine daha verimli çalışmaya odaklayabilir, ki bu da yine hem maaliyetleri düşürür, hem de kullanıcılara daha fazla performans sağlar. Ayrıca şunu da unutmamak lazım, ürün sahiplerinin tamamı aynı anda cihazlarına bakmıyor. O yüzden, misal; 50 makine, 100 kullanıcının ihtiyacını karşılayabilir. Firmalar ellerindeki verilerle yeterli sayıda sistemi üretebilir, ki bu da üretim maliyetlerini çok önemli ölçüde düşürür.

Kullanıcılar daha yeni teknolojik ürünlere ulaşmak için yeni cihaz satın almak zorunda kalmayacak. Bu da “eskimiş” cihazlarının çöpe gitmemesi demek. Bu sayede de uzun vadede çevre için büyük bir kayıptan dönmüş olacağız. Paylaşım ekonomisine ilginç bir bakış getirecek zira farklı insanlar kullandıkça ortak ürün azalmayacak, zedelenmeyecek (Paylaşımlı scooterların akıbeti gibi olmayacak yani).  

Ayrıca şunu da unutmayalım. Mesela artırılmış gerçeklik gözlüklerinin yaygınlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri, ufacık gözlüğe yeterince güçlü işlemci ve grafik birimlerinin takılamaması. İnternet üzerinden çalışan bir sistem, bu sorunları çözer, bir gözlüğe bile süper-bilgisayarların performansını getirebilirdi.  

Tabii ki önüne geçmemiz gereken birkaç sorun var.

 İnsanlar ellerindeki “akıllı ekran”ları yenisi çıktığında değiştirebilir. Değiştirsinler tabii. 4K alsınlar, 8K alsınlar, yetmesin 16K çözünürlüklü alsınlar. Ancak, özellikle daha küçük ekranlar için bir yerden sonra fark yok denecek kadar az olacak. Ki yine de cihazın içindeki işlemci gibi RAM gibi parçalardan tasarruf etmiş olacaklar. 

Peki firmalar sunucularındaki sistemleri yenilerken israf etmeyecekler mi? Evet edecekler ancak bu sunucu bilgisayarlar kullanıcıya hitap edecek şekilde tasarlanmadıkları için hem daha uzun ömürlü olacaklar, hem de çok daha ucuza yenilenebilecekler. Eğer şu an normal cihazlarda olduğu gibi her sene yenilenseler bile, şu anki israftan kat be kat daha verimli olacağı aşikar.

İnterneti iyi olmayan yerler peki? Bana sorarsanız bu, bu geleceğin önündeki en büyük engel. Ancak bugün bile Starlink gibi projelerle Dünya’nın her yerine hızlı internet getirme çalışmaları yapılıyor. 10 sene 20 sene sonra internet sorunumuz belki de sıfırlanır. Böyle bir gelecekte dünya nüfusunun ezici çoğunluğunun kar edeceğini düşündüğümden, çok olası görüyorum.

Geldik zurnanın zırt dediği yere. Bilgisayarını elin Google’ına Apple’ına verirsen gizliliğimiz ne olacak? İşte burada diyecek pek bir şey bulamıyorum. Tek söyleyebileceğim şey şu; bana kalırsa “Büyük Biraderler” şu an istese sizin bilgisayarınızdaki verilere çatır çatır ulaşabilir. Verinizi ha bilgisayarınızın içinde tutmuşsunuz ha bulutta, sonuç pek farklı değil. 

Bu yazıyı yazmamın en önemli sebebi benim bu geleceği aslında spekülasyon olarak değil, olması kaçınılmaz olarak görmem. Bunu yazıyorum ki zamanı geldiğinde ben demiştim diyebileyim. Gerçekten ilginç bir gelecek olacak gibi gözüküyor buradan. İyi seyirler efendim.  

Sarp Duyar (Blender Uzmanı) – Lund Üniversitesi BSc

Kategoriler: Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: