fbpx

“Brutus ve arkadaşları, sizlere Sezar’ın hırsına yenik düştüğünü söylemişlerdi, ve tabii ki onlar onurlu insanlardı. Değil mi?” diye buyurdu Mark Antoni, Sezar’ın cenazesinde. “Fakirler her sızladığında Sezar onlar için ağlıyordu ama! Hırs, çok daha kalpsiz ve sert insanların oyunudur. Ama Brütüs size Sezar’ın hırslı olduğunu ve bunun cezasını ödediğini söylüyordu. Ve tabii ki Brütüs ve arkadaşları onurlu insanlardı.” diye devam etti generalin konuşması. Her cümlesinin ardından, kalabalıktaki insanlar daha da öfkeleniyor, Sezar’ın katillerinden intikam almaya yeminler ediyorlardı. Ama Brütüs ve arkadaşları onurlu insanlardı. Değil mi?

Marcus Antonius’ın konuşması. Julius Caesar (1953)

İnsanlığın toplumları incelemek ve anlamak için kullanabileceği deney tüpleri, laboratuarları yok maalesef. Ancak elimizde, tarihin bize bıraktığı örnekler var. Bu örnekleri inceler ve günümüz şartlarında yeniden anlamlandırırsak, her ne kadar bilimsel kesinlikte bir sonuca ulaşamayacak olsak bile körlemesine gitmemiş oluruz. Bu yüzden, kültleşmiş bir tarihi döneme atıfta bulunarak modern çağın popülist akımlarını anlamamızda yeni bir perspektif yaratmak istedim. Bu dönem, politik düşünce tarihinin en önemli isimlerinden birkaçının hareket ve ideolojilerinin çatışmalarını incelememiz için biçilmiş kaftan. Sezar’ın, Kikero’nun ve Brütüs’ün Roma’sına hoşgeldiniz.

Tarih boyunca savaşın gereklilikleri, toplumları öngörülemeyen çıkmazlara sokmayı başarmıştır. Roma’nın kaderini değiştiren çıkmazlardan biri de yine savaşın gerekliliklerinden doğmuştu. Roma orduları, askeri gereçlerini kendi karşılayabilen üst sınıf toprak sahibi Roma vatandaşlarından oluşurdu. Ancak yüzyıllar süren savaş, ordunun kendine asker sağlayabilme kapasitesine büyük bir darbe vurmuştu. Bu gidişatı düzeltmek ve orduya gerekli kaynakları sağlamak isteyen Maryus (MÖ 107), Roma’yı lejyonerlik sistemine geçirmiş, ordunun asker alma gereksinimlerini düşürmüş, askeri gereçlerin devlet tarafından sağlanmasını sağlamıştı ve ordular kalıcı hale gelmişti. Ayrıca askeriyenin Roma’nın sorunlarından biri olan yüksek işsiz genç erkek nüfusuna çözüm olmasını sağlamış, lejyonların işsiz nüfusa bir ekmek kapısı olmasına ön ayak olmuştu. Bu reformların sonunda, Roma ordusu mensupları; politikayı anlayan, senatoya saygı duyan ve kendilerini Roma’nın savunucusu olarak gören askerlerden; sadakatleri maaşlarını ödeyen generale bağlı paralı askerler olmuşlardı.

Tabii ki, her zamankinden çok daha fazla insan gücü ve kaynak elde eden ordunun askeri performansı çok daha ilerlemişti. Savaşlardaki başarılar, Roma pazarlarında satılan köle sayısının artmasını sağladı. Bu köleler Roma’nın aristokratları tarafından devasa çiftliklerde çalıştırılmaktaydı. Ülkenin toprakları ve üretilen zenginlikler Roma’nın bir avuç ailesinin elindeydi. Bu eşitsizliğin yarattığı çatışma, Roma’yı yüzyıllarca kasıp kavurdu. Ancak senatoya hakim olan elitler, kanun ve geleneği sebep göstererek taviz vermediler, verdiklerinde ise de kimsenin gözünü doyuramadılar. Bu yüzden Roma’ya çiftçilik edemeyen insanlar durmadan göç ediyor, seferden dönen askerler onlara emeklilik maaşı olarak verilecek olan toprakları alamıyordu. Sonuç olarak işsizlik ve sosyal sorunlar Roma’yı patlamaya hazır bir bomba haline getirmişti.

Sezar, bu ortamda yükselmiş başarılı bir generaldi. Ayrıca, bir jenerasyon önce ordu düzenini değiştirmiş Maryus’un yeğeniydi. Amcasının da zamanında mensup olduğu populares (halkçılar) partisinde sağlam bağlantılara da sahipti. Roma adına Galya’yı (bugünün Fransa’sı) zaptetmiş, o dönemde coğrafi olarak iyi bilinmeyen Britanya adasına başarılı bir çıkarma yapmıştı. Ülkesine getirdiği savaş ganimetlerini halka dağıtmış, ekonomik eşitsizlik sorunlarını çözmek için toprak reformunu senatodan geçirmişti. Halk Sezar’ı seviyordu. Senatoya göre ise, bu sevgi olması gerektiğinden fazlaydı. Siyaset sahnesindeki ününü korumak için döneminin diğer politik güç odakları olan General Pompey Magnus ve Roma’nın en zengini olarak bilinen Marcus Krasus’la birlikte birinci triumviri (üç üyenin bulunduğu politik ittifak)
kurdu. Ancak bağlar, Krasus’un ölümüyle çatırdamaya başladı. Krasus, Sezar ve Pompey’i politik olarak dengeleyebilecek tek kişiydi, ve Parthiya’ya (bugünün İran toprakları) yaptığı seferde korkunç bir yenilgiye uğramış ve hayatını kaybetmişti. Kutuplaşma çok geçmeden başladı. Sezar, ona sadık olan lejyonlarla birlikte Roma’ya yürüdü. Pompey ise senatonun desteğini alarak eski müttefiği Sezar’a karşı durdu. İki büyük komutanın çarpışmasının sonunda Sezar galip geldi. Roma’ya dönen Sezar, politik gücü tamamen eline aldı ve çok geçmeden ebedi diktatör ilan edildi. Politik sistemi yeniden düzenleyen diktatör, belki hayatına mal olan bir hareketle, iç savaşta karşısında olan asker ve politikacıları barış ve istikrarı yeniden sağlama amacıyla affetti ve kamu hayatına yeniden soktu. Kimsenin bilmediği ise, affedilen asilerden; Brütüs, Kasius ve başka birkaçı Sezar’a suikast düzenleyecek ve liderin hayatına son vereceklerdi.

Jül Sezar’ın Öldürülüşü

Bu yazının amacı, Roma tarihini anlatmak değil, günümüzde kullanabileceğimiz paralelleri irdelemek. O yüzden, aslında çok daha kompleks ve bana  göre gerçekten ilgi çekici olan bu dönemi bir kenara bırakıp, sorulması gereken önemli sorulara dönüyorum:

  • Sezar, halkın iyiliğini istediği için oligarkları güç kullanarak devirmiş bir lider mi?
  • Yoksa kendini “tek adam” yapmak isteyen ve Roma senatosunu yıkmak için halkı galeyana getirmiş bir figür mü?

Roma Cumhuriyeti, yüzyıllar boyunca kralsız yönetilmiş ve yasa, gelenek ve dini birleştirerek senato rejimini benimsemiş bir devletti.

  • Bir devletin monarşi karşıtlığı, halkın sesinin duyulmasına engel oluyorsa, ortaya çıkmış bir tek adam amacını halkın iyiliği olarak belirtip meşru bir devleti devirebilir mi?
  • Peki halkın sesinin duyulmasına engel olan şey, bu tek adamın da içinde bulunduğu politik manevralarsa bu, o tek adamı da suçlu yapmaz mı?
  • Bu tek adamın gücü tek başına eline aldıktan sonra politik rakiplerini canlı bırakması merhamet mi, eski düzenle barış için uzanan bir zeytin dalı mı, yoksa aptallık mı?
  • Peki bu rakiplerinin eski düzeni yeniden sağlamak aşkına, yeni oluşmuş ve işleyen düzeni, bu örnekte olduğu gibi, 24 kere bıçaklamaları kabul edilebilir mi?
  • Kabul edilebilir ise bunun yeni bir düzen yaratma sloganıyla yola çıkmış tek adamdan ne farkı var? (Özellikle de bu suikasti halk onaylamıyorsa.)
  • Kabul edilemez ise statükoyu korumak, neden daha iyi olabilecek bir düzene ulaşmaya çabalamaktan daha iyi? (Özellikle statükoyu korumaya çalışmak, bu tek adamı yaratan etmen olduysa)

“Sic semper tyrannis.”. Şimdi ve sonsuza kadar tiranlara karşı anlamına gelen söz, Sezar’ın suikastçilerinden olan Brütüs’e atfedilmişti. Peki ortada bir tiran var mıydı, ve varsa bu tiran kimdi? Dostlar, Romalılar, yurttaşlar, soruyorum size: Brütüs ve arkadaşları onurlu insanlardı, değil mi?

Sarp Duyar (Populares Gençlik Kolları Eş Başkanı) – Lund Üniversitesi BSc

Kategoriler: Genel

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: