fbpx

‘’Milletvekillerinin anlaşmayı desteklemesi için elimden gelen her şeyi yaptım, ancak ne yazık ki başarılı olamadım. Şimdi anlıyorum ki, bu çalışmalara yeni birinin önderlik etmesi Birleşik Krallık’ın çıkarları için en iyisi’’ sözleriyle 24 Mayıs’ta istifasını duyurmuştu Theresa May. Kendisinin istifası Brexit sürecini az çok takip eden herkesçe bekleniyordu. Öyle ki, az biraz bilinen Muhafazakar Parti mensupları bile liderlik yarışı için hazırlıklara başlamıştı. Liderlik yarışının bu kadar erken başlaması ise hiç beklenmiyordu. Avrupa Birliği ile Brexit anlaşmasında yaptığı son değişiklikler ışığında May’in en azından birkaç ay daha görevini devam ettireceği tahmin ediliyordu.

Theresa May istifasını duyurduğu konuşmada gelecekteki Muhafazakar Parti lideri ve ülke başbakanına birtakım önemli uyarılar ve tavsiyelerde de bulundu. Konuşmasında vurgusu özellikle uzlaşma üzerineydi. May’in bir sonraki liderlik yarışında yer alacak adayların AB’de kalma ya da sert Brexit yanlısı olmalarını istemediği açıkça görülüyor. Aksine May, gelecek liderlerin kendisi gibi bir orta yol arayışında olmaları gerektiği düşüncesinde.

May’in yalnızca ‘’Brexit Başbakanı’’ olarak hatırlanmak istemediği aşikar. Konuşmasında Birleşik Krallık’ın her yerinde istihdam yaratılması, bütçe açığının kapatılması ve çevreyi korumaya dair attığı adımlara değinmesinden belli olduğu üzere; başka alanlarda yaptıklarının hatırlanmasını umut ediyor. Fakat gelecekten bugüne bakıldığında May’in Brexit Başbakanı sıfatından başka bir şeye malik olup olamayacağı şüpheli.

İngiltere’nin bir sonraki başbakanının, May’in çözmek için siyasi kariyerini ortaya koyduğu sorunlarla karşı karşıya kalacağı ortada. May’in Brexit’e yaklaşımı, konuşmasında da sık sık teşvik ettiği gibi, her zaman bir orta yol bulma üzerineydi. Ancak yeni lider, May’in tavsiyesine kulak asacak mı? Yoksa tamamen yeni bir yaklaşımla Brexit çıkmazını sonlandırmayı mı deneyecek? Bunun cevabını vermek için henüz erken görünüyor.

May Gitti, Peki Sırada Ne Var?

İngiliz parlamenter sistemine göre iktidardaki parti herhangi bir erken seçime gitmeden kendi içinde bir sonraki seçime kadar kalmak üzere, bu durumda 2022’deki genel seçime kadar,  yeni bir lider seçme hakkına sahip. Bu sebeple Muhafazakar Parti kendine yeni bir lider seçme hazırlığında. Peki acaba Tory’ler (ya da Muhafazakarlar) liderlerinin kim olacağını nasıl belirliyor? Muhafazakar Parti milletvekilleri, potansiyel adayları birkaç evrede eliyor. Her aşamada en az oy alan aday eleniyor. Bu süreç sona iki aday kalana kadar devam ediyor. Ardından tüm Muhafazakar Parti üyeleri bu iki adaydan biri için oy kullanıp yeni liderlerini seçmiş oluyorlar. Muhafazakar partinin bu sisteminde en sevilen aday olmak yerine “ehven-i şer” olmaya çalışmak doğru strateji gibi görünüyor.

İngiliz medyasında yeni Muhafazakar Parti liderinin kim olacağı konusunda birçok ismin bahsi geçiyor olsa da, şimdilik kısa bir süre önceye kadar kazanma ihtimali en yüksek iki isimden bahsetmekle yetineceğim: Boris Johnson ve Michael Gove.

Boris Johnson

Boris Johnson, Muhafazakar Parti’nin en bilindik simalarından. Aynı zamanda çok uzun bir zamandır başbakan olmayı hedefliyor. Dolayısıyla tıpkı öngörüldüğü gibi Boris Johnson, May’in istifasını duyurmasına müteakip Muhafazakar Parti liderliği için adaylığını koydu. Son anketlere göre Johnson, Muhafazakarlar arasında en popüler aday. Ancak şu noktada, Tory’lerin liderlerini nasıl seçtiğini hatırlamakta fayda var. Boris Johnson’ın Muhafazakar milletvekilleri arasında birçok düşmanı var. Üstüne üstlük, Johnson lider seçilirse partiden istifa edeceğini söyleyenler de mevcut. Sert Brexit destekçisi Nigel Farage tarafından kurulan Brexit Partisi’nden önce Johnson’ın o kadar şansı olmamasına rağmen; Brexit yanlısı bir lider olan Boris Johnson’ın, hayal kırıklığı sebebiyle Brexit Partisi’ne yanaşan Brexit yanlısı Muhafazakar seçmeni geri kazanması mümkün olabilir. Boris Johnson’ın daha önceden bir seçim başarısı yakalayıp Londra’da belediye başkanlığı yapmış olması da liderlik yarışını önde götürmesinde bir artı.

Michael Gove


Michael Gove ise, 2016 yılındaki liderlik yarışında Theresa May ve Andrea Leadsom’ın hemen arkasında yer alıyordu. Brexit yanlısı bir politikacı olmasına rağmen, Theresa May ve AB ile yaptığı anlaşmayı geçmişte desteklemiş olması itibarının azalmasına yol açabilir gibi gözüküyordu. Yine de 2007’den beri kabine ve gölge kabine üyesi olması ve bunun yanında tecrübeli bir bakan olması Gove’un elini güçlendirmişti. Bu konuda Boris Johnson’dan daha sağlam bir geçmişi olsa da, Gove’un imajı gaf yapmaya yatkınlığı nedeniyle İngiliz medyası tarafından sık sık mizah konusu oluyor. Başarılı özgeçmişine karşın, liderlik yarışında İngiliz medyasının kendisini alay malzemesi haline getirmesi Gove’un bir önceki aşamada elenmesini tetiklemiş olabilir.

Muhafazakar Parti’nin, adaylarını seçme sürecini oldukça hızlı yönetmesi ani gelişmeler yaşanmasını kaçınılmaz kılıyor. Bu sebeple beklenmedik sonuçlarla karşı karşıya kalmak olası. Gove Johnson’dan çok daha tecrübeli bir aday olmasına rağmen uzun bir süre boyunca anketlerde ikinci aday olarak görünüyordu. Ancak İngiliz medyası Gove’un imajını, gerek Gove’un gaflarıyla gerek uyuşturucu kullandığına dair haberlerle oldukça kötü etkiledi. Johnson’ın Muhafazakar Parti içinde hatırı sayılır sayıda düşmanının olmasına karşın elenmekten büyük bir oy farkıyla kurtuldu ve Jeremy Hunt ile son ikiye kaldı.  Bu gelişme Johnson’ın belki de sonunda Downing Sokağı 10 numaraya (İngiltere başbakanlarının kaldığı yer) başbakan olarak adım atabileceğine dair bir işaret olarak yorumlanabilir.

Melisa Erol (Brexit Mağduru) – Lund Üniversitesi BSc

Kategoriler: Yazılar

1 yorum

karaomercann · 13 Temmuz 2019 14:47 tarihinde

Güzel bir yazı olmuş, tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: